“Her şey yolunda gibi görünüyor ama içimde tuhaf bir huzursuzluk var.”
“Telefon çaldığında kötü bir haber gelecekmiş gibi hissediyorum.”
“Mutlu olduğum anlarda bile sanki birazdan her şey bozulacak.”
Eğer bu cümlelerden biri size tanıdık geliyorsa yalnız değilsiniz.
Birçok insan, ortada belirgin bir neden yokken bile sürekli tetikte hissettiğini anlatır.
Dışarıdan bakıldığında hayat normal akıyor olabilir; iş, okul, aile ya da arkadaşlıklar devam
ediyordur. Ancak zihnin bir köşesinde hep aynı düşünce dolaşır:
“Ya kötü bir şey olursa?”
Bu his zaman zaman herkesin yaşayabileceği doğal bir deneyimdir. Ancak uzun süre devam
ettiğinde yaşam kalitesini düşürebilir ve kişinin sürekli alarm hâlinde yaşamasına neden
olabilir.
Beynimiz Tehlikeyi Bulmak İçin Programlandı
İnsan beyni, hayatta kalabilmek için gelişti. Evrimsel açıdan bakıldığında atalarımız için en
önemli görev, tehlikeyi mümkün olduğunca erken fark edebilmekti.
Çalılıkta duyulan bir sesin rüzgâr mı yoksa bir yırtıcı mı olduğunu hızlıca değerlendirmek
gerekiyordu. Bu nedenle beynimiz, olası tehditleri fark etmeye olumlu olaylardan daha fazla
önem verme eğilimindedir. Psikolojide bu durum “negativity bias” (olumsuzluk yanlılığı)
olarak adlandırılır.
Bugün ise tehlikeler değişti. Artık vahşi hayvanlardan çok; işimizi kaybetmekten,
sevdiklerimize bir şey olmasından, başarısız olmaktan ya da reddedilmekten korkuyoruz.
Beynimiz hâlâ aynı görevini sürdürüyor: “Bir sorun var mı?”
Sorun olmadığında bile bazen aramaya devam ediyor.
Kaygı, Geleceğe Odaklanan Bir Duygudur
Korku ve kaygı çoğu zaman birbirine karıştırılır.
Korku, gerçek ve mevcut bir tehdide verilen tepkidir.
Kaygı ise henüz gerçekleşmemiş, gerçekleşme ihtimali olan olaylara yöneliktir.
Yani kaygılı zihin çoğu zaman şu soruyla meşguldür:
“Ya olursa?”
Bu nedenle sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek, çoğu zaman zihningeleceği kontrol
etmeye çalışmasının bir sonucudur.
Geçmiş Deneyimler Alarm Sistemimizi Hassaslaştırabilir
Bazı insanlar neden diğerlerinden daha fazla bu duyguyu yaşar?
Araştırmalar, geçmişte yaşanan beklenmedik kayıpların, travmatik deneyimlerin, uzun süreli
stresin veya çocukluk dönemindeki güvensiz ortamların beynin tehdit algısını
etkileyebileceğini göstermektedir.
Örneğin;
• Sürekli eleştirilen bir çocuk yetişkin olduğunda hata yapmaya karşı aşırı hassas
olabilir.
• Çocuklukta öngörülemeyen olaylarla büyüyen biri, yetişkinlikte sürekli en kötü
senaryoyu düşünmeye eğilim gösterebilir.
• Daha önce ani bir kayıp yaşamış kişiler, benzer bir acının tekrar yaşanabileceğine dair
yoğun bir beklenti geliştirebilir.
Bu durum, beynin sizi korumaya çalışmasının bir sonucu olsa da zamanla yorucu bir döngüye
dönüşebilir.
Belirsizliğe Tahammül Etmek Zorlaşabilir
Kaygının önemli özelliklerinden biri belirsizliğe tahammülsüzlüktür.
Belirsizlik, insan zihni için rahatsız edicidir.
Bu nedenle beyin bazen cevap bulamadığı soruları felaket senaryolarıyla doldurur.
• “Telefonu neden açmadı?”
• “Kesin başına kötü bir şey geldi.”
• “Patron beni çağırdı.”
• “Kesin işten çıkarılacağım.”
• “Çocuğum geç kaldı.”
• “Kesin bir kaza oldu.”
Oysa gerçek çoğu zaman bu kadar dramatik değildir.
Ancak kaygılı zihin, kesinlik bulamadığında en kötü ihtimali seçmeye eğilimlidir.
Sürekli Alarmda Yaşamak Bedeni de Etkiler
Bu his yalnızca zihinde yaşanmaz.
Beden de bu alarm durumuna eşlik eder.
Şunlar görülebilir:
• Kalp çarpıntısı
• Kas gerginliği
• Midede sıkışma hissi
• Sürekli yorgunluk
• Dikkat dağınıklığı
• Uykuya dalmakta güçlük
• En ufak sese irkilme
Çünkü sinir sistemi gerçekten tehlike varmış gibi çalışmaktadır.
Oysa ortada çoğu zaman somut bir tehdit bulunmayabilir.
Sürekli Kötü Senaryolar Düşünmek Onları Önlemez
Birçok kişi şu düşünceye sahiptir:
“En kötü ihtimali düşünürsem hazırlıklı olurum.”
Bu oldukça anlaşılır bir düşüncedir.
Ancak araştırmalar, sürekli kaygılanmanın sorunları çözmekten çok kaygıyı beslediğini
göstermektedir.
Zihin kısa süreliğine “hazırlık yapıyorum” hissi yaşasa da uzun vadede beyin şu mesajı alır:
“Demek ki gerçekten tehlikeli bir durum var ki bunu sürekli düşünmem gerekiyor.”
Böylece kaygı döngüsü güçlenmeye devam eder.
Bu His Ne Zaman Destek Almayı Gerektirir?
Ara sıra kaygılanmak insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Ancak aşağıdaki durumlar varsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak faydalı olabilir:
• Bu his haftalar veya aylar boyunca devam ediyorsa,
• Günlük yaşamınızı etkiliyorsa,
• Sürekli güvence arama ihtiyacı duyuyorsanız,
• Uyku, iş veya ilişkileriniz bozulmaya başladıysa,
• Kaygı nedeniyle kaçınma davranışları geliştiyse,
• Yaşam kaliteniz belirgin şekilde düştüyse.
Terapi yalnızca belirtileri azaltmayı değil, bu alarm sisteminin neden bu kadar hassas
çalıştığını anlamayı da hedefler. Özellikle bilişsel davranışçı terapi (CBT), kabul ve kararlılık
terapisi (ACT) ve bazı durumlarda şema terapisi gibi yaklaşımların kaygı belirtilerini
azaltmada etkili olduğuna dair güçlü bilimsel kanıtlar bulunmaktadır.
Son Söz
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek, çoğu zaman zayıf olduğunuz anlamına gelmez.
Bu his, çoğunlukla sizi korumaya çalışan ama artık gereğinden fazla çalışan bir alarm
sisteminin işaretidir.
Bazen zihnimiz, geçmişte işe yarayan koruma yöntemlerini bugüne taşır. Ancak her alarm
gerçek bir tehlikeyi göstermez.
Kendinizi uzun zamandır sürekli tetikte yaşıyor, rahatlamayı unuttuğunuzu hissediyorsanız
bununla tek başınıza mücadele etmek zorunda değilsiniz. Kaygının altında yatan nedenleri
anlamak ve onunla daha sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenmek mümkündür.

Sürekli Kötü Bir Şey Olacakmış Gibi Hissetmek Neden Olur?
Sign up for free class
It’s easy and free!

