Hayatımızın belirli dönemlerinde hepimiz benzer soruları sorarız: ‘Neden hep ben?’, ‘Neden aynı şeyler tekrar tekrar başıma geliyor?’, ‘Neden hep benzer insanlara denk geliyorum?’
Bu soruların cevabını bazen yıllar boyu ararız bazen de çaresiz bir kabullenme içinde oluruz. Bazen bu döngülerin kökeni bizimle başlamayan ama bize kadar ulaşan bir hikayenin içinde gizlidir.
Aileden Gelen Görünmez Miraslar
Mark Wolynn’in ‘Seninle Başlamadı’ adlı kitabı, travmaların yalnızca bireysel deneyimler sonucu yaşanmadığını aynı zamanda kuşaklar arası bir aktarım olabileceğini hatırlatıyor. Yani, hissettiğimiz bazı duygular , inançlarımız, davranışlarımız bize ait sandığımız halde aslında geçmiş kuşaklardan bize aktarılmış olabilir.
Aileler yaşadıkları travmatik deneyimleri farkında olmadan sonraki nesillere aktarırlar. Biz de çoğu zaman bu duygusal mirası kendi kimliğimizin bir parçası zannederiz.
Genetikten Fazlası: Duygusal ve Epigenetik Aktarımlar
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, travmaların yalnızca sözlü veya davranışsal yollarla değil epigenetik olarak da aktarılabildiğini gösteriyor. Yani bir bebek daha anne karnındayken annenin korkularına, kaygılarına, stresine, travmalarına maruz kalabiliyor. Bu durum, çocuğun duygusal gelişiminde rol oynuyor. Dolayısıyla ‘Ben böyleyim işte.’ dediğimiz pekçok özelliğimiz aslında ‘Benimle başlamadı.’ diyebileceğimiz derin bir geçmişim yankısı olabiliyor.
Bu Bir Kader Değil
Kendimizi tanımak yalnızca bireysel hikayemizi değil taşıdığımız kolektif hafızayı da anlamaktan geçer. Geçmişi fark etmek, geçmişin üzerimizdeki etkisini tanımak dönüşümün ilk adımıdır. Travmanın izleri silinmez fakat bu izlerle barışıp, daha iyi başa çıkmak mümkündür. Çünkü insan geçmişiyle barıştıkça geleceğini özgürleştirme gücü kazanır..
Kendimizle Barışmanın Gücü
Klinik deneyimlerimizden biliyoruz ki bireyin kendi hikayesini reddetmesi ya da ondan kaçması içsel çatışmaları derinleştiriyor. Oysa gerçek anlamda iyi hissetme ancak kişinin hem kendisiyle yüzleşmesi hem de geçmişini anlamasıyla başlar.
Kendimizi anladığımız zaman başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler de değişmeye başlar. Mücadele gerektiren, yorucu ve kaotik ilişkiler yerine huzurlu ve güvende hissettiğimiz ilişkilere doğru yöneliriz. Çünkü artık ihtiyacımız olanı daha iyi bilip, seçimlerimizi bu yönde yaparız.
Geçmişle Barışmak Geleceğe Karşı Umudu Getirir
Travmalarla yüzleşme kolay değildir. Ama onları bastırmak daha derinleşmesine, büyümesine yol açar ve bunun varlığını bilip görmezden gelmek de oldukça zordur.. Zorlandığımız yanları görmek, tanımak, şefkatle yaklaşmak iyi hissetme sürecine ışık tutar.
Unutmamalıyız ki geçmişi değiştiremeyiz ama geçmişle kurduğumuz ilişkiyi yeniden inşa edebiliriz. Her birimizin hikayesi geçmiş kuşakların izleriyle örülüdür. Ancak bu hikayenin gidişatını değiştirme, bu halkanın bir parçası olmama gücü de yine bizdedir.









