“Narsist” kelimesi son zamanlarda o kadar sık karşımıza çıkıyor ki neredeyse moda oldu. Biri biraz fazla kendinden bahsetse, bir selfie fazla paylaşsa hemen etiket hazır: “Tam bir narsist!” Peki gerçekten bu kadar basit mi? Ya da şöyle soralım: Narsisizm sadece diğerlerinde gördüğümüz bir özellik mi, yoksa hepimizin içinde bir yerlerde,
küçük de olsa bir parçası mı var?
Narsisizm sadece aynaya bakmak değildi.
Genelde narsisizmi kibirle, kendini beğenmişlikle karıştırıyoruz. Oysa bu kavram psikolojide çok daha derin bir yere sahip. Kendini değerli hissetme ihtiyacı, onaylanma arzusu, fark edilme isteği… Bunlar aslında her insanda olan doğal duygular. Birinin beğenisini almak ya da başarılarımızla gururlanmak bizi kötü biri yapmaz. Ama narsisizm dediğimiz yapı, bu ihtiyaçların kontrolden çıkmış halidir. Sürekli onay beklemek, eleştiriye tahammülsüz olmak, kendini hep en haklı, en üstün görmek… Dahası, başkalarının sınırlarını, duygularını göz ardı etmek. İşte bu noktada sağlıksız bir narsisizmden söz etmeye başlarız.
Modern zamanlar: “Ben” çağı
Günümüz kültürü tam anlamıyla bir “ben gösterisi” sunuyor. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren “sen özelsin, en iyisisin, herkes seni alkışlamalı” mesajları veriliyor. Bu niyetle başlanan sevgi dolu cümleler, zamanla bireyde doyumsuz bir onay beklentisine dönüşebiliyor.
Sosyal medya ise bu kültürü adeta besleyen bir araç haline geldi. Herkes kendi hayatının başrolünde, kendi hikayesini anlatıyor. En güzel kahveyi içtiğimiz, en formda halimizle poz verdiğimiz, en mutlu ilişkimizi sergilediğimiz kareler… Sanki hayatın sadece “iyi” anlarını göstererek bir yarışa girmiş gibiyiz. “Bakın ben varım, ben mutluyum, ben beğenilmeye değerim” deme ihtiyacı, zamanla bir performansa dönüşüyor.
Kendimize dürüst olalım: Hepimizde biraz var.
Bazen bir beğeniye fazla anlam yüklüyoruz. Bir yorum gelmediğinde moralimiz bozuluyor. Ya da biri bizi görmezden geldiğinde içimiz burkuluyor. Bu çok doğal. Çünkü hepimiz bir şekilde görülmek, duyulmak, değerli hissetmek istiyoruz.
Mesele şu: Bu ihtiyacımız başkalarını yok sayacak, onların sınırlarını ihlal edecek kadar güçlü mü? Eleştiri aldığımızda hemen savunmaya mı geçiyoruz? Başkalarının başarılarını takdir edebiliyor muyuz, yoksa içten içe kıskanıyor muyuz?
Bu sorular, narsistik yönlerimizi fark etmemiz için birer pencere olabilir. Çünkü narsisizm bir “başkalarında” meselesi değil; aslında hepimizin içinde zaman zaman başını kaldıran bir parça.
Sağlıklı narsisizm mümkün mü?
Evet, mümkün. Hatta gerekli. Kendimizi sevmek, sınırlarımızı korumak, başarılarımızla gurur duymak… Bunlar sağlıklı narsisizmin işaretleri. Sorun, bu duyguların aşırıya kaçtığında, başkalarının haklarına zarar verecek bir şekle bürünmesi.
Dengeyi bulmak önemli. Ne kendimizi tamamen yok saymak ne de dünyanın merkeziymişiz gibi yaşamak… Hem kendimize şefkat göstermek hem de başkalarının duygularına alan açmak. İşte bu, sağlıklı bir benlik algısının anahtarı.
Aynaya bir de bu gözle bakalım. Belki de narsisizmi sadece başkalarında aramak yerine, zaman zaman kendimize de
dönüp bakmalıyız. Çünkü hepimizin içinde görülmek, fark edilmek isteyen bir yan var. Asıl önemli olan, bu ihtiyacın başkalarının varlığını gölgede bırakıp bırakmadığı. Aynaya baktığımızda sadece kendimizi değil, başkalarını da görebiliyorsak; işte o zaman daha gerçek ve sağlıklı ilişkiler mümkün hale geliyor.
Liman Ekibi olarak, bireylerin kendilik algılarını keşfetmeleri ve daha sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için bu tür farkındalıkların çok kıymetli olduğuna inanıyoruz. Eğer siz de bu yazıda kendinizden bir parça bulduysanız, belki birlikte üzerine konuşabiliriz.









