Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecinde fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal olarak karmaşık ve hızlı değişimlerin yaşadığı dönem olarak tanımlanabilir. Biyolojik olarak ergenlik, cinsiyet hormonlarının (özellikle testosteron ve östrojen) salınımının artması ve vücutta belirgin fiziksel değişikliklerin ortaya çıkmasıyla karakterize bir durumdur. Psikososyal olarak ergenlikte ise ergenlerin kimlik oluşturma sürecinde kendilerini keşfetme, bağımsızlık arayışı, risk alma davranışları ve sosyal ilişkilerde değişim yaşama eğiliminde oldukları gözlemlenir. Ayrıca ergenlik döneminde ergen toplumsal rolleri ve sorumlulukları anlamaya başladığı bir geçiş dönemindedir. Bu süreçteki deneyimler ve etkileşimler, ergenin ilerleyen yaşamındaki yetişkinlik gelişimini etkilemektedir.
Ergenlikteki ruh hali değişimleri şiddetli bir şekilde görülür. Granville Stanley Hall ergenin ruh halindeki bu zıtlıkları; enerji ve coşkuya karşı, kayıtsızlık ve sıkılma; neşe ve kahkahaya karşı, hüzün ve melankoli; kibir ve övünmeye karşı, aşağılanma ve utangaçlık; duyarlılığa karşı, vurdumduymazlık; şefkate karşı, acımasızlık gibi çelişkili eğilimler sergilemesiyle açıklamıştır.
Ergenliği “fırtına ve stres” olarak tanımlayan Anna Freud da ergenin davranışlarındaki çelişkilere değinmiş ve bu çelişkileri şu şekilde örneklemiştir:
“Kendilerini kainatın merkezi olarak gören aynı zamanda hayatın her döneminden daha fazla bağlanma ihtiyacına sahip olan,
Bir yandan tutkulu ilişkiler yaşayıp aniden bu ilişkiyi bırakabilen,
Bir yandan kendilerini sosyalliğin içine istekle atarken bir yandan da yalnızlığa özlem duyan,
Diğer insanlara kaba ve düşüncesizce davranıp kendileri söz konusu olduğunda son derece hassas olan,
Duyguları iyimserlikle kötümserlik arasında gidip gelen”.
Kuramlardaki zıtlıkları göz önünde bulundurduğumuzda aslında ergenlerin kendi modlarına bile yetişebilmelerinin oldukça zor olduğunu tahmin edebiliriz. Ergenlik döneminde yaşanan bu stresi sürücüsü olmadan çalışan bir arabanın kontrolsüzlüğü gibi düşünebiliriz. Çünkü tüm hormonel değişimler ve sosyal değişiklikler karşısında ergenin bunlara eşlik ederken kontrol altına alma arzusuna ve stresine de şahit oluyoruz.
Çocukluktan yetişkinliğe geçişteki bu süreçte ailelerin anlayışı ve desteği oldukça önemlidir. Çocuğunun ergenlik dönemi boyunca aileler, çocuklarıyla olan çatışmalarında bir çözüm arayışı içerisine girerler. Burada yapmaları gereken, ergenlerin hayatlarına rahatsız edici bir şekilde müdahil olmadan onların bireyselleşmesine yardımcı olmaktır. Bu durum ergenleri kendi hallerine bırakmak anlamına gelmemelidir. Çünkü ergenlerin riskli davranışlarının, kötü alışkanlıklara yatkınlıklarının üst düzeyde olduğu bir dönemde oldukları unutulmamalıdır.
Ebeveynler ergenler üzerinde kurdukları kontrol mekanizmasını bir gölge gibi yönetmelidirler. Aileler hayati bir durum olmadığı sürece çocuklarına doğrudan müdahale etmemeli, bir gölge gibi arkalarında durmalı ve bu güveni çocuklarına hissettirebilmelidirler. Aynı zamanda çocuklarının arkadaşlarını tanımalı ve doğru arkadaşlık kurma konusunda çocuklarını yönlendirebilmelidirler. Yani çocuğun kimlerle arkadaşlık kurup kurmayacağına ebeveynler karar vermemeli, ergenin doğruyu seçmesi konusunda onları bilinçlendirmelidir.
Her kararını ailesine danışan, tek başına inisiyatif alamayan ergenlerin ileriki yıllarda üniversite seçimlerinde, meslek seçimlerinde ve partner seçme konusunda ailesine bağımlı kalması, istemeyeceği bir hayatı yaşamasına sebebiyet verebilmektedir. Tıpkı doğumda kesilen kordon bağı gibi çocukların bireyselleşebilmesi için ruhsal kordon bağının da kesilmesi ebeveynler tarafından kabul edilmelidir.








