Suçluluk ve utanç iki baskın duygudur. Duygular zihnimizde bazen bir durumun sonucu bazen de sebebi olabilecek kadar akışkandır. Bu duygular kişilerde stresi uyandırır. Suçluluk duygusu ve utancın depresyon ve kaygı ile ilgili olduğu bilinir fakat bunlarla ilişkili olduğu kadar erteleme davranışımızla da ilişkilidir.
Utanç kim olduğumuzla ilgiliyken suçluluk duygusu ise davranışlarımızın sonuçlarıyla ilgilidir. Utanç, suçluluk duygusuna göre daha derin ve genel bir problemdir. Ancak ikisinin de birbiriyle ilişkili olduğunu bilmek gerekir. Suçluluk duyulan bir davranışın kökeninde derin bir utanç duygusu da hakimdir.
Utanç ve suçluluk duygusu doğuştan getirdiğimiz saf duygular değil, çevremizin bize öğrettiği duygulardır. Yapılan bir araştırma sonucunda keşif sürecindeki bir bebeğin, özellikle 13-17 aylık olduğu dönemde, aile tarafından kabul görmediği ve ailenin bebek ile iletişiminde sık sık ‘hayır’ veya ‘yapma’ gibi olumsuz cümlelerle reddettiğinde, bebekte ‘utanma stresi’ denilen bir durum başlar. Bu durum yaşam boyu bebeği fiziksel ve psikolojik olarak etkiler.
Unutmamalıyız ki bir çocuğun en büyük kaygısı ona bakım veren kişi tarafından terk edilmesidir. Terk edilme kaygısı, ebeveyninin ölümü hakkındaki kaygıdan bile daha baskındır. Annesi tarafından sürekli ‘hayır’ kelimesini duyan, kendisini problem olarak gören bebeklerde tetiklenen duygu, kabul görmeme durumuna bağlı bir terk edilme kaygısıdır ve bu durum çocukta otomatik olarak stres hormonlarını yükseltir. Çocuğun annesiyle olan ilişkisi duygusal bir ev gibidir. Çocuğun o duygusal evden gidecek başka bir yeri yoktur. Gerçek anlamda bir evin çatısına nasıl ihtiyaç duyuyorsak bebek de güvende hissetmek için anne tarafından kabul görmeye duygusal anlamda o kadar ihtiyaç duyar. Sürekli yüksek stres altında büyüyen çocukta ise depresyon, kaygı ve erteleme davranışları gözlemlenir.
Depresyon, utanma ve erteleme, kişilerin kendi kendilerine ket vurma ve kendilerini sabote etme biçimidir. Aslında kendine ket vurma ve kendini sabote etme davranışı anne-babadan öğrenilir. Çocuğun ‘topluma uygun’ hale getirilmesi için kısıtlanması gerektiğine inanan toplumlarda depresyon, utanma, stres, suçluluk duygusu, anksiyete ve erteleme oranları oldukça fazla görülür. Çünkü anne-babanın olumsuz bakışı kişinin kendisine olumsuz bakması anlamına gelir.
Utanma ve suçluluk duygusu her zaman insanın kendisini yargıladığı bir durum değildir. Bazı insanlar kendi utanç, yetersizlik ve suçluluk duygularını bir başkasını suçlama yoluyla bastırır ve bu şekilde kendilerini rahatlatırlar. Böylelikle psikolojik olarak kendilerini arınmış hissederler. Saldırgan hale gelmeyen insanlar ise bu yıkıcılığı kendisine yöneltir. Bu durum da kişiler depresyon ve kaygının şiddetini artırmış olur.
Kabul görmediğimizi düşünmemiz, terk edilme kaygımız, ailemiz tarafından reddedilmekle birlikte utanç duygusunu öğrenmemiz, yetersiz hissetmemiz, kısıtlanmalarla birlikte gerçek benliğe ulaşamayışımız erteleme davranışlarının temelini oluşturur. Yani erteleme davranışı bir tembellik ya da tercih değil öğrenilmiş çaresizliktir.









