Bir olma, birlikte olma arzusu insanın sosyal doğasında vardır. Romantik ilişkiler üzerine düşündüğümüzde genellikle birlikte olduğumuz kişiye duyduğumuz yakınlıkla birlikte ona ait hissetmek isteriz. Romantik ilişkilerdeki aidiyet duygusu güveni ve bağlanmayı pekiştirirken, aynı zamanda partnerimize karşı sevgiyi, tutkuyu, şefkati ve özveriyi hissederiz.
Birlikteliklerdeki en büyük beklenti çoğu zaman ‘mutlu’ olabilmektir. Fakat her zaman mutlu olabilmek gerçekçi bir beklenti midir? Unutmamalıyız ki ilişkiler daima üç kişiliktir. Ben, sen ve aradaki ilişki. İlişkimiz içinde biz olmak için çabalarken eğer kendimize alan tanımazsak sağlıklı bir birliktelik bekleyemeyiz. Birliktelik içindeki bu dengeleri korumak kolay olmadığı gibi problem karşısında erkekler genellikle kendilerini ilişkinin önünde tutup ilişkiden uzaklaşırlarken; kadınlar ise duygularını daha üst seviyelerde yaşadıkları için bu durumun aksine ilişkilerini kendilerinin önünde tutarlar. Bu süreç içinde ben kavramı bizi ya da biz kavramı beni tüketmeye başladığında ilişkiye ve partnerimize karşı yabancılaşmaya başlarız. Dolayısıyla da birlikteliğin başında hissedilen aidiyet ve güven duygusu yerini beklentilerle birlikte öfkeye bırakmaya başlar.
İlişkinin içinde üstlendiğimiz rolleri özümüzü yitirmeden sahiplenmeliyiz. Kendimiz olabildiğimiz ve kendimizi mutlu edebildiğimiz takdirde ilişkiye de bu mutluluğu yansıtabiliriz. Düşünce üzerinden beklenti içinde olmak yerine davranışsal eylemlerde bulunup ilişkiden beklentimizi ilişkiye sunmalıyız.
Partnerimize ne kadar yakın hissetsek ve onu sevsek de ilişkiye emek verilmediğinde ilişkimizin günden güne solduğunu fark ederiz.
İlişkilerin en sancılı duygusu yalnızlık duygusu diyebiliriz. Anlaşılmadığımızı, görülmediğimizi, duyulmadığımızı düşünmek bize yalnız hissettirir. Birbirimizi ne kadar tanıyoruz? Söylenenlerin ardını ne kadar iyi görebiliyoruz? Aslında doğru soru belki de birbirimize olan ilgimizi ne kadar taze tutabiliyoruz?
Birbiriyle sohbet etmeyen, yanlarında sürekli başkalarına ihtiyaç duyan, partnerinin nasıl hissettiğini anlama çalışmayan, birlikte geçirdikleri vakitte saatlerce ekrana bakan çiftlerin ilişkilerinde birbirleriyle olan arkadaşlığın eksikliği söz konusudur. Her geçen gün değişen, dönüşen bir yapımız var ve ilişkinin başındaki kişiyle aynı kalmıyoruz aslında. Birbirimizin dönüşümüne, değişimine eşlik edip aynı düzeyde kalamazsak aramızdaki uçurum açılır ve birbirimize yabancılaşmamız da kaçınılmaz olur. Bu durumdan korunabilmek, birbirimize karşı ilgimizi sürdürebilmek ve denge sağlayabilmek için hem bireysel gelişimimize alan tanırken aynı zamanda birlikte ortak aktiviteler düzenlemeliyiz. Yalnızlığı işlevsel bir hale getirdiğimizde potansiyelimizi keşfeder ve sağlıklı bir değişim göstermeye başlarız. Birlikteliğimizde karşılıklı olarak birbirimizin sürecinden beslenebiliriz. Birbirimize yeni şeyler katıp, anlatacaklarımız çoğaldıkça paylaşımımız da çoğalacaktır. Unutmamalıyız ki ilişkilerdeki mutluluk için emek vermeli, arkadaşlık ve tutkuyu bir arada yürütebilmeliyiz.









